do, mehmet işten
19/10/2008 · Kategori: mehmet isten_ siirsel metinler
---------------------------------------- do -------------------------------------
aramızdaki ölümcül ilişki
arple çalınan ama çelloya yaltakanan hüzünlü bir şarkı gibi.
kaybetmeye söz kesmiş devrimcilerin tek tek asılışları gibi
bundan bana düşen pay gibi, öyle korkunç öyle hissî
kalbimin gönderine çektiğim vatansız bir bayrak
şefkatle sarıldığım tüysüz bir delikanlı
ısrarla sorduğum bir adres, içinde aşk oturuyor, saklanıyor belki de, sürek avlarından gelmiş, soluk soluğa, yakalasalar oracıkta ...üzecekler, yakalasalar oracıkta üzecekler, sarı saçlı çocuğun kasabasından geliyor belki de aşk, hani şu balkan savaşlarının bütün duygularını iğdiş ettiği, hani şu kucağında kardeşinin cansız bedenini taşıyan, hani şu her askeri şaha kaldıracak güzellikteki çocuğun üzgün kasabasından geliyor belki de aşk.
ısrarla sorduğum bir adres, içinde kim oturuyor?.. içinde bir ihtiyar oturuyor… feda etmeye hazır ömrünü ukala bir anlam için… bir ihtiyar, kimi gençlikleri sermaye yapmaktan suçlu. güzel ihtiyarlamış belki ama, hatırlamıyor işlediği cinayetleri… torunlarına bütün cömertliği hayatından yaptığı cimriliklerden geliyor ve bunu biliyor işin kötüsü, bildikçe hırslanıyor, bildikçe cömertleniyor… akşamları karısının fotoğraflarına bakıp ağlamanın korkunç bilgisine sahip en az bir on yıldır.
aramızdaki ölümcül ilişki,
bir dövme gibi mutluluk özürlü çocukların gözlerine yapılan, ayrılmalardan orası burası ..... olmuş ve yorgun düşmüş yattığı her erkeği taşımaktan, ......den çok ruhu sarkmış mıncık mıncık edilmekten bir sevgili gibi, bir sevgili; kendisine ithaf edilen her şiiri alkışlamanın bir biçimi olarak sevişmiş, pazarlık konusu edilen her satırda iyi niyetle .....................a bakılmış, kimden ayrıldıysa en yakın arkadaşı gözlerinin ne kadar güzel olduğunu fark etmiş bir sevgili… sonra ince bir şiir gibi düzyazıya çevrilemem ben demiş ve basmış gitmiş… aramızdaki ilişki bu gibi, bunun gibi, bunlar gibi hikayelerin ana teması gibi ve metin üzerinde çalışmaları gibi.
tek ders sınavının ilk sorusu gibi, hayatı ve eserleri gibi… ince memedin düze inmesi gibi hüzünlü… bam diye düşmek gibi, kranch diye kırılmak gibi… slam diye kapanmak gibi…yirmilik dişin kırkında çıkması gibi, peki nerede şimdi?...
hepsi gibi bunların ve değil hiçbiri gibi…
* UÇ dergisinde yayımlanmıştır
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
re, mehmet işten
19/10/2008 · Kategori: mehmet isten_ siirsel metinler
----------------------re ----------------------------------
Kan sızıyordu dudaklarımdan, henüz dövüşmüştüm seninle, saçlarımın dipleri acıyordu, bana uzun uzun susmuştun, bana uzun uzun sevmiştin, aşk morötesi, ihanet kızılötesi ve ayrılan yalnızca bendim elbette. sanırım biraz yorgundum, sanırım biraz parçalı bulutlu öğle sonları yağmurluydum, sanırım biraz tevfik fikret biraz fikret kuşkandım. en iyisi ben hiç doğmamalıydım, tren rayları alnıma döşenmemeliydi. en iyisi ben ayrılıkçı tamil gerillası olmalıydım. aşağıdan yukarı akmalıydım, soldan sağa bir olmalıydım. ortadan yırtılmalıydım. ahlaksız bir örgütün elebaşı olamadıktan sonra hepsi bir benim için, sen orda o küçük gözlünün senin geçmişine çullanmasına izin verdikten sonra hepsi bir benim için.
sonra sustuk. bir çocuk gözlerinden kanadı. alnım açıktı, ellerin mozarttı senin. dudakların bir afrika kabilesinin rüzgârlı dili, alnıma çıktı ellerin. o sırada sarı saçlı kocaman gözlü bir çocuk kimi şiirleri yerleştiriyordu adliye sarayının dibine. bütün sihirli lambalar bütün alaaddinlere dile benden ne dilersen diye yalvarıyor ve fakat alaaddin lâlmişçesine susuyordu.
sonra sustuk. şüphesiz sustuk. samanyolu darmadağın oldu. bir yerlinin gözleriyle izledik yüzbinlerce savaşı, çocuklarımızın avlandığını... ikimiz kimbilir kaç ihanet çağını geride bıraktık. ikimiz kimbilir kaç yenildik. ikimiz kimbilir kaç unutulduk. ikimiz kimbilir kaç yığıldık kaldık ikimizin kollarına.
siyanür tokuşturduğumuz gecelerin sonunda intihardan konuşmazdık!..
zehir ve kötülük bizi hayata bağlardı. yaralarımızı yalaya yalaya sevişir, bir uğultu halinde devrilirdik birbirimize. yaralarımıza ağlaya ağlaya sevişir bir gürültü halinde çıkardık sokağa... serseri çocukları her gün görme tutkusu bizi hayata bağlardı ki herhangi bir tanrı rahatlıkla ağlardı güzelliklerine. açıkçası kader bizim hayatımızın ancak önsözü.
bir kâğıdın buruşturulup çöpe atılması gibi bir şeydi kalbimin kalbine ilticası. ömrünün önüme yıkılması. bırak artık, yangın itfaiyecilerin abartması. ölüm tanrının bok yemesi, aşk tutkusuz sevenlerin zavallı bir uydurması, bırak artık bizi açıklaması mümkün mü herhangi bir kelimenin, yakınma ki isyanın uysal kardeşi sanmasın kimse.
*UÇ dergisinde yayımlanmıştır.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
bayramlarda ellerini öp, A ! Pirana!!!
1/8/2008 · Kategori: mehmet isten_ siirsel metinler
______________________
“masumiyet kaybedilen değil, kazanılan bir şeydir”
sana demir atacaklar çocuğum... her sözle uzaklaşacaksın benden... uzlaşacaksın kilometrelerce... yüzlerce, yüz binlerce ceset girecek aramıza... bana dönme!... o cesetlere basacaksan... sakın dönme... orda kal!... haritalarda açık maviyle gösterilen yerlerde... okyanusları bulandırmaya gücün yetmeyecekse kıyıda kal...
normalin bahçesinde...
seni; yaldızlı pekiyilerin, seni; kırmızı kordelaların, seni; öğretmen olacağın için getirdiler dünyaya... sen, onlara bunu yapamazsın... sen, boşa geçmiş hayatlarının tesellisi, hayatı tanıyamamalarının tecellisisin... unutma, saçlarını süpürge ettiler. unutma, hasta olduğunda başında beklediler... unutma, başkalarıyla yatmadılar; hayat bilgisi kitabında bir mutlu aile karikatürü olarak yaşadılar ömürlerini. şimdi hakları değil mi çocuklarının tablosunu seyretmek.
seni her yerinden öpeceğim çocuğum... en çirkin yerinden öpeceğim. en güzel yerinde böğüre böğüre ağlayacağım. sana kanatlarını geri vereceğim. hani melekler takmıştı. hatırla. hani vidanın biri tutmamıştı. hani dünyaya gelirken ......da kalmıştı. hatırla. sana kanatlarını geri vereceğim. masumiyetinde boğuluncaya kadar kanatlı kal. Al, sana cesetlerden toplayıp yaptığım bir kalp... çocuklardan topladığım bir çığlık...bağır şimdi: “istemiyorum!...”
seni toprağın altına gömmek istiyorum... cesedini yüzlerce yıl sonra bulmak, tanımaya çalışmak istiyorum. seni onlardan kurtarmak, seni benden kurtarmak, anladım ki norite tambu viya, pıtraklardan siyer düjzena, ellerinden kana kana... yüzüne baka baka... ölmek istiyorum...
seni göndere çekecekler çocuğum, gözleri dolacak... yanlışları yasaklanmış çocukların doğruları pek kekeme olur dediğimi hatırla. bir maaş iki ikramiye, yazları sıcak ve terli, kışları gayet soğuk, ikindileri sessiz bir hayat hazırlıyorlar sana dediğimi. seni çok ama çok sevdiğimi hatırla.
evimizi son bir kez yakalım. birbirimize son bir kez bakalım. sapanını ve şiir kitabını cebine koy. sislerden ördüğüm uzun saçlarını savur, sen çocuğumsun. işaretimsin, imâ’msın ve değilsin belki bunların hiçbiri. sana tarif ve tanım, sana benzetme yapmalarına izin verme... tut elimden, kusurlu şiirler yazmaya gidiyoruz. kusurlu insanlar görmeye...
bu infilak hak edilmiştir oğlum. vitrinlerde kendine bakmanın güvensizliği, gölgeden yürümeyi akıl etmenin kurnazlığı yaftalarına yeterli gerekçedir. bu toplum oğlum, suçludur.
kurtarmak için değil bu eylem
önemli değil bu şarkı
kendiliğinden...
bilmeden pek çok şeye inanmanın, bilmeden pek çok şeye karşı çıkmanın taassubu
delileri sokaklarda bırakmanın
dilencileri olmanın
bir bedeli var.
kumsallarını ve kirazlarını çok önemsemenin,
ev terliklerinin ve sokağa perdelerini çekmenin bir bedeli olmalı.
bu toplum oğlum... ailelerden kuruludur... seninki gibi küçük, şirin ailelerden... şimdi işte biz senle iki toplum provokatörü olarak,
tut elimi
biz senle iki gulyabani olarak
ağzından zehir saçan iki fırlama
iki güçsüz kartal, iki leopar olarak sessiz adımlarla dalacağız aralarına... dilinin altındaki zehri son ana sakla...
imha serbest!...
*uç dergisinde yayımlanmıştır.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
