söz ve yemin
18/8/2008 · Kategori: mehmet isten_ siirler II
SÖZ VE YEMİN*
uyurdum,uyku ömrümüzün ayeti
ve sonra kahvehanelerde sarf edilen söz,ölürdü imlâ
oysa yazı sınırsız bir ifade biçimi alması ruhumun
hüküm...âh bile isteye iğfal bu yaptığımız
1993,tunceli
mehmet İŞTEN
* Çıkın dergisinde yayımlanmıştır
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
kararsız metaller, mehmet işten
30/7/2008 · Kategori: mehmet isten_ siirler II
____ kararsız metaller_____________
I.
Sürekli toplanıyoruz güz ortasında
birkaç arkadaş ve bazı eşyalar
bir deftere aktarılmış kimi alıntılar gibi
toplanıyoruz
dağılmıştık ya...
herkes dağılmışlığını koyuyor orta yere
akşam olunca,kimi ilişkilerin,örneğin ortak bir gazete bayii işletmenin
sevgileri kirlettiğinden konuşuyoruz remziyle
herkesle konuşuyoruz, öyle gibi
ama ne de olsa bir tren gidip geliyor remziyle aramızda
hiçbir uçurumu kaçırmıyoruz birbirimize ardımızı dönmek için
altımızda dursa da kimi merdivenlerin boşlukları
bol bol içki içiyoruz
artık içkiye de ısmarlamaya da paramız var;ama
karşılığında,yani cömertliğin diyorum,ne çok kıstık hayatımızdan
bir araya gelmelerimizi örneğin,bağlamadık mı ayrılmalara
herkes bir yerinde susuyor bu yüzden söze başlamanın
imkansız gibi
güzleri toplanıyoruz; çünkü güzü uygun buluyoruz
geçmiş mevsimlerden kalan kimi kötülükleri konuşmaya
herkes dağılmışlığını koyuyor orta yere
herkes, diğerinin yüz çizgilerinde yol alıyor bir süre
yalnız yaşanmış kimi maceralardan gölgeler topluyor
hiç kimse kendine saklamıyor kederini
ve yavaş yavaş ürperiyor ötekine
neden olmasın
iki de sevgili taşıyoruz koltukaltımızda
vaktin güz olmasına aldırmayan
sabahın körü değil güz ortası bu
toplanıyoruz
yarım bıraktığı her şeyi anlatıyor remzi
tamamlanıyorlar
nuriye,nasıl üşüdüğünü izmir dışında her yerde
ısınıyoruz
sıra bende
beni bir telaştır alıyor, ben ne yaşamıştım?
uzayıp gitsin akşam, sabahından yüz bulamadığımız
konuşulmadığı için bize küskün hiçbir şey kalmasın
her şeyle barışalım, hep toplanalım, yoksa nerde durabiliriz
ortaokul öğrencileri gibi soralım hayata: kaç ortalı olsun?
ne kadar rakı o kadar su olsun, hatırlatsın bir şeyler hep başka şeyleri
sarhoş olmak ve gülmek bir araya gelmenin bahanesi mi?
III.
ordan kalkıp, nerden bilmiyorum,buraya geliyoruz
aslında yer değiştiremez insan değil mi,
bir yer seçer ve hep oraya gitmeyi düşler
az önce ırmak kenarında rakı içiyorduk örneğin
oraya dağlardan gelmiştik, başkalarıyla,bir şeyi kutluyor
muyduk, birileri mi ölmüştü anımsamıyorum
şimdi deniz kenarındayız ve mütemadiyen kusuyoruz
güzleri toplanıyoruz, çünkü güzü uygun buluyoruz
geçmiş mevsimlerden kalan kimi kötülükleri konuşmaya
gülümsüyorum, mutsuz hatırlamayın diye beni, bütün kış dayanamam
bir şiir daha okusa ya biri turgut uyar'dan
birazdan sabah olur,insanlara bakıp eğleniriz
eski kırılmışlıkları hatırlatıp güleriz
uzağındayız ya korkmayız anılardan
aşkın bir ahlak uydurması olduğunu konuşurken
birden bir bağıra bağıra ağlama isteği
mendirekte karanlık dalgaların beyaz köpüklerine ayaklarımızı sarkıtıp bira içmek,işte diyoruz
hayat böyle bir şey
herkes dağılmışlığını koyuyor orta yere
bir kez daha anlıyoruz:dağılmak vakti
birtakım şeyleri konuşmayı unutuyoruz,
birtakım jiplere inip biniyoruz sürekli
hız yapıyoruz,en önemlisini konuşurken
midye tava alıyor remzi,
arkasından konuşuyoruz,iyilikler yüze söylenmez
keşke yangın çıksa,diyerek sigaramı atıyorum camdan
kimse fark etmiyor, kimse fark edemez aslında
yüzlerimize bakınca bir şaşkınlık olarak zaman
borges öykülerinde sezdiğimiz
şaşırıyoruz bu kadar somut olmasına
hep bir ağızdan susmak
sanki bir yaşamaklar,yorgunluklar gürültüsü
anlatacak ne kadar çok şey var ve izlenmiş ne çok film
okunmuş ne çok kitap,uğranılmış ne çok ihanet
ve ayrı ayrı keşfedilmiş ne çok şarkı
ve mutluluklar da çok, utanılmış pek çok yaşantı da
ölümler yoksa da birbirimize anlatacağımız
sıradanlık ne çok
dağılmak birbirimizden kurtulmak, dağılmak bir tür hira
biliyoruz hoş olmasa da bunu bilmek: mutlu değiliz,mutlu olunmayacak
yeni hayatlara başlandı bile kontak çalışınca
biriktirmeye de az önce,ne de olsa güze hazırlık gerek
herkes biraz temizlendi, herkes biraz aklandı
yine de bazı şeyler başka güze saklandı
* kitap-lık dergisinde yayımlanmıştır
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
mevsim normalleri, mehmet işten
15/7/2008 · Kategori: mehmet isten_ siirler II
MEVSİM NORMALLERİ
yaz
I.
yaz, üşengeç kedinin duvara sürtünerek geçtiği
ayrımsız ve kedere tahammülsüz yaz...
hep daha sessiz, hep daha telaşlı
zor farkına varılan (olsun)
işte bir çocuk sudan çıkıyor ve bir adam
çocuğa bakıyor. (olsun)
yaz ya... tamamlar kendini.
bekle. yalnızlığını çar çur etme
kendini kışa sakla, kıştaki kendine
sevişelim şimdi ve terleyelim
betondaki sular kuruyor hızla...
bir gitar sesi. nerden geliyorsa
tıpır tıpır ayak sesi
ne gibi ne gibi?
nasıl desem, cenaze taşıyanların yer değiştirmeleri gibi
yerli bir koku, nereden geliyorsa
yağmur yemiş eski ağaçlar gibi
gelenler gidenler oluyor
ama o hep orda
biz hep yalnızız, hep beraber yalnızız
gitar sesi Istırati’ninmiş: biri ölmüştür
evet ne kolay ne açıklayıcı: biri ölmüştür
cenaze dediğimiz, yerlilerin alışkanlığı
ölüm dediğimiz kızlı erkekli bir pazar gezintisi
güneşin doğuşunu izlemek
yağmurun yağacağını bilmek
ölüm dediğin bilmek pek çok şeyi
ama unutmak unutmak
fark edilmemek, içinden geçilmek
yan yatmak
ölüm dediğin keman gibi bir şey
içli, mahir, bu dünyadan değil gibi
ölüyorlar her gün, tıpır tıpır ayak sesleri
dinsel değil bu gitar, yalnızca alışkanlıktan
yalnızca sıkıntıdan kuruludur dili kimsesizliklerin
hep olacak değil mi?...
bir şey var bu mevsimde
söylemek istemediğim, bilardo oynarken
kaçındığım, başkalarının duymasından
gizlediğimiz daha pek çok şey gibi
uyumak
en iyisi
unutmak
temiz bir sabah güneşine gerinmek sonra bira içmek
yenilmek, bunu bilmek
cenaze geldi işte pansiyonun önüne kadar
gitar ne güzel
ölüm ne kötü
ne olacak şimdi...
ayağa kaldırmadan başkalarını ölebilmeli değil mi insan?
II.
onuncu gün anladım, artık buranın yerlisiyiz
komşular vişne getirdiler bir tabağın içinde
siz ikiniz denize gitmiştiniz
ben bu sabah balığa çıkmadım
tepeden baktım her şeye:
rezilce görünüyor içinde olmayınca
sen olsaydın tersini söylerdin:
fena görünmüyor içinde olmayınca
aynı şey değil mi ikisi aslında
aynı şey değil miyiz karşı çıkarken
ya da benimserken
bak, gitara yaslanmış adam sigara içiyor
parmaklıkların arasından bir ıslık sesi geliyor
güzeldir belki de içeri girsek bütün evler gibi
der demez ben, kulağıma fısıldaman:
hepsinin içi aynı
III.
taşındık artık bu kıyıya
bakıyoruz durmadan, geldiğimiz yere
durmadan gelir mi insan
belli bir yaşa gelmeden
üş kişiyiz mesela
konu da kadınlar olsun
açık saçık fıkralar
orta yaşlı öğünmelerle
kahkahalarla ve kaba sözlerle başlıyoruz
giderek inceliyoruz sonra
giderek anlıyoruz
hep yalnızdık bu konuda
şıkıdım süslerden bir şey asmışız kapıya
güya sinekler için
dışarıdan görülmemek için mi
az daha eğlensin diye mi gelenler
bütün yazlar yığılıyor üst üste
geniş bir yaz oluyor sonra
kalıyor odanın ortasında
IV.
işte bir liman. ona git
kış sert geçti de
yavaş konuş, hemen sevişme
hiçbir şey kaçmaz böyle bir mevsimde
yoktur ki hiç yazdan kalan sevgili
mevsim normallerinde aşklarımız
uçucu ve kolay
duygusal artış bekleniyor
yalnız öğle sonlarında
yazsa
serinlik hemen fark edilir
dikkat çekmeden üşüyemez insan
yoktur eski bir tekne gibi dolaşmak
batmak, çıkmak, görünmemek
neden olsun ki özel bir anlamı
V.
iyi bakalım – bu, gözleri kısmak demektir -
mevsimden mevsime geçişini görebilecek miyiz
kırlangıçların
ufka bakalım, ne kadar belirsiz
-neresinden bakarsan bir aynadır deniz
gökyüzünü içine alan
diyor o, o dedimse bir genç kız kalsın akılda
-nesini seviyorum biliyor musun bu mevsimin
-nesini?
-hafifliğini, hasarsızlığını
-sen öyle san
-öyle değil mi?
-değil öyle sana nasıl söylesem, uzun bakmayı
bilmiyorsun ki...-ah hasar- elbette önemsizleşmesi
her şeyin, sen şaşırır mısın mesela
gemilerin neden böyle durduklarına
-anlamıyorum
(anlama, ben söylüyorum)
kimbilir ne anlatacak benim hakkımda
- ne münasebet demeyeceği bir şey yok mu bu kızın -
üzücü bu akşamın rengini akılda tutamamak
- bir de anlamıyorum demeyeceği bir şey olmalı -
en iyisi bırakmak, gitsin akılda kalmasın
denize girsin, esmerleşsin, kiraz yesin
randevularına yetişsin, denesin
sıkıntıdan kurulu dili kimsesizliklerin
VI.
en iyisi bira içmek
pansiyonerlerden bazıları
akşamları bahçede oturuyorlar
çiçekleri suluyorlar
ve damlalar buharlaşmadan
ben geliyorum, anlıyorum tüm bunları
yaşamıyorlar da geziniyorlar gibi
bir şeftali bahçesinde
sahi neden yapmıyorum ben bunları
yarım aya bakıp hüzünlenmek
ve köprüde üşümenin güzel olabileceğini
söyleyip ve gitmek oraya, üşümek biraz, sarınmak
-sarınmak ama kendine-
neden eylemlerimiz kendiliğinden kendine
aklına getirme böyle şeyleri
git işte, bak gidiyorlar, gidebiliyorlar
neden hiç yapmıyorum böyle şeyleri
VII.
öğleden sonra deniz kenarına inmedim
pansiyonun bahçesinde oturdum
sıcağın altında bir kitap okudum
yalnız olduğumu düşündüm
ölümü düşündüm
bunun birden ve böylesine
dolaysız gelmesi aklıma
tedirgin etti biraz, radyoyu açtım
iskambil destesini alıp fal baktım
mutfağa gidip limonata içtim
ama taşıdım hep şu tuhaf düşünceyi:
neden özel bir anlamı olsun ki yaşamamızın
*sınırda dergisinde yayımlanmıştır
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!