tulavı ende II, mehmet işten
4/8/2008 · Kategori: mehmet isten_ kisa hikayeler
2.
bütün gün sandalın macunuyla uğraşmış. tekne eskiymiş. her sene bu zamanlar onarmak gerekirmiş ayışığı’nı. o da birası bittikçe oğlu okan’ın bakkaldan alıp gelmesi koşuluyla bir hafta kadar bu işle uğraşırmış. otomatik salih dermiş ona insanlar. ince hesapları kafadan ve çok hızlı yaparmış. o gün de erken saatlerde başlamış işe. canı sıkkınmış biraz. sandalın dış macununu öğleye kadar bitirip sandalı denize şişmeye bırakmayı tasarlıyormuş. hava sıcakmış. kasabada son birkaç turist kalmışmış. saat onu çeyrek geçe aliye'nin pansiyonunda kalan iki hollandalı yaklaşmış yanına. balıkçılıkla ilgili sorular sormuşlar. ahtopotun, kalamarın nasıl yapıldığını filan. okan da yanlarındaymış. sonra okanı gönderip üç bira aldırmış. elena ile joseph esrar içmişler. joseph etnologmuş ve bu kasabayla özel olarak ilgileniyormuş. bazı kağıtlar çıkarıp göstermiş ona. joseph’in dediğine göre kağıtlarda bindokuzyüzonların sonlarına doğru gerçekleşen kimi olayların adli tutanakları varmış. bir de fotoğraf varmış. elena ona doğru uzatmış. dediğine göre bindokuzyüzondokuzda gerçekleşen bir katliamın en önemli belgesiymiş bu fotoğraf. ilk kez ilgilenmiş hollandalıların söyledikleriyle. fotoğrafı almış elena'dan. sararmış, bir köşesi yırtık, siyah beyaz bir fotoğraf. iki genç varmış. ellerinde de kopmuş iki insan kafası. gençler bir elleriyle kafaları tutuyorlarmış ve bir elleri bellerinde poz veriyorlarmış. birden yüzünden bir dehşet bulutu geçmiş adamın. bağırsakları burulmuş. fotoğraftaki gençlerden biri, otomatik salih’in babasıymış. aynı yaşlarda çektirdiği bir fotoğraf, hatta hemen hemen aynı kıyafetlerle, evde asılı durmaktaymış. elena ağlamaya başlamış. fotoğraftaki başın babasının başı olduğunu söylemiş. hava çok sıcakmış. salih ne yapacağını şaşırmış. okanı yine bakkala göndermiş. hava çok sıcak demiş. onaylamışlar. kötü şeyler her milletin başına geliyor demiş. evet, demiş joseph. o zamanlar buralarda at izi it izine karışmış demiş sonra Salih. anlamamışlar. ama gülümsemişler. joseph, hâlâ gözleri dolu dolu olan elena'ya sarılmış. kolay gelsin deyip kalkmışlar, görüşürüz demiş adam. sandalı denize salmamış. meyhaneye gidip bir küçük şişe rakı içmiş. akşam eve döndüğünde duvardaki resmini indirmiş babasının, karısı anlamamış bir şey ama soramamış da.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
tulavı ende I, mehmet işten
4/8/2008 · Kategori: mehmet isten_ kisa hikayeler
1.
Kırkikindiler yeni başlamıştı. Burada hava insanı hiç şaşırtmazdı. Her zaman ağır, yapışkan ve sivrisinek vızıltılarıyla çarpan... Evimizin duvarları vişneçürüğü rengindeydi. Küçük piranham ne zamansa çıkmış, parmaklarımı gıdıklıyordu. Adı Kezban'dı. Piranhamın değil, yattığım kadının. Piranhamın ise Mavi Fred'di. Bu garip ismi, çocukken izlediğim bir filmdeki adamın ismi diye vermiştim ona. Adamın isminin bu olduğunu sanıyordum. Katil ve zorbaydı. Karısına karşı son derece anlayışlı ve kibar olan bu adam,, başka kadınları acımasızca öldürüyordu. Yıllar sonra ve bugünden yıllar önce filmi yeniden izlediğimde adamın isminin Mavi Fred değil Moevly Kraft olduğunu öğrenince de piranhamın ismini değiştirmedim. Onunla bütün gün bataklığı gezip,akşamları sevişirdik. Kezban'la yani. Kezban yeni geldiğinde, yani henüz parmakları varken daha çirkin görünürdü gözüme.
Bataklığın karşısında pirinç yetiştiren bir köy vardı. Öğle saatlerinde ezan sesini duyardık. Üçümüz dinlerdik. Başka müzik bilmezdik. Yıllardır kendi sesimizden başka, bir bu müezzinin sesini biliyorduk. Akşamları mızıkamla ezan çalardım Kezban'a. Bir gün onu öldürdüm.
Mavi Fred''i.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

