Saklı Su'yu Hiç Kimse Tekfin Edemez, Efraim Soğaç

3/9/2009 · Kategori: EFRAIM SOGA_



'SAKLI SU'YU HİÇ KİMSE TEKFİN EDEMEZ....



-Necatigil’e-

Merhametle müstenit nativizm, bilmediğimiz mukattar bir sözlüğü,usul usul pekitiyor,'Saklı Su' şiirinde...

'Kevgir misin be' şairlik:-('passion' tafralarıyla dolaşanların kalplerindeki delikler, eleştirmenlerin, övgü'den/yergi'den balmumlarıyla kapanır mı hiç ?)

İşte bunu 'pas' geçemeyiz: Siyah kordelalı 'Kundera' Muhipler Cemiyeti’nin serdettiği şiir, güyâ şairin omzunu yakan mum damlasıymış ,mum cızırtısıymış ?

Hayır:-Şiir, 'Saklı Su'!dur....

'Saklı Su'yu canhavliyle pekitmek,doğrusu,gönençli bir uğraş...


”ÜSTÜN ESRE”* şiirinde Necatigil, bu gerçekliği,daha bir pekitir:

“Öldü
Gömüldü
İçmeye gittik
Evlere dönüldü.

Çoktu dostları
Gelemedi çoğu
Yaşlıydı o yüzden
Sağcıydı onun için
Solcuydu ondan ötürü.

Gömüldü
Tanrının rahmeti
Üzerimize olsun
Hayat ölüm götürü.”


Varlığı yokluğu [Bir] olan lâlezara sordum:

-'Saklı Su'yu hiç kimse tekfin edemez...

Mahşer kopar!

Evet öyle yapalım, “Dülgerbalığı”nı “el’an-şairlerin piri yapalım...

Şairler uçmaz,müritleri uçurur...

Efraim Soğaç

---------------------------------------------------------------------------
*(SOYUT,ARALIK 1974,Sayı:74), Adı “Tell Me”ya da “Telmih” (seçilmiyor), dergi sayfalarından “Üstün Esre”yi kurtarıp,bana e-postalamış, kendisine teşekkür ederim.

 

 

S.Yeniceli: Efraim Soğaç’a bu harika yeni yazısı için teşekkür ederim. Yazdıklarını yazı altına yorum yoluyla iletmeyi tercih ediyor. Ancak orada özellikle kesme ve tırnak işaretlerinin görüntülenmesi sorunlu olduğundan ben yazıları düzenliyorum; olur da hata yaparsam diye titizleniyorum da. Buna rağmen yanlış yorumlayarak yanlış düzenlediğim yerler varsa üstadın beni uyaracağını ümid ederim.

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

RADYO TİYATROSU , Efraim Soğaç

3/8/2009 · Kategori: EFRAIM SOGA_

 

 

 

                                          
TECRÜBEYLE VE TERCÜMEYLE BİR OLİVER TWİST KOÇAKLAMASI...

(RADYOYA UYARLARYAN: MR.BUMBLE
EFEKTÖR:KORKMAZ ÇAKAR)

-Özdemir Asaf,-kolsuzun düşünde- ne bıçaklar fırlatmıştı / hepsi de saplanmıştı'; Asaf Halet Çelebi,ağır ceza mahkemelerindeki “nedircik yavruları”nı yazmıştı; ve biz Ahmed Arif’ten ilk kez, “kar suyundan nasıl çay demlenir”, onu öğrenmiştik-

***

/Asırlar önce sefalet ve ihtişam Kahpesar’ın (Kahpe Beyaz Saraylıların kısaltılmışı) küresel büyük meydanlarında kol geziyordu...Tuzukurular için ihtişam....kıçında örümcek ağıyla dolaşanlar için necaset ve felaket...

Darağaçlarının gölgeleri belleklerde, dolam dolam dolanıyordu...

Açlıktan hırsızlık yapanları kovalayan atkılı mendeburlar, paltolu mubassırlar ,bir dilim kuru ekmek çalan çocukları, darağacındaki en merhametli ilmeğe, gözlerini bile kırpmadan,muttasıl postalıyordu....

İşte bu fakirin hikayesi, merhametsiz ve sefil , gökçeli ökçesiz çocuk esirgeme ve astırma yurdunda, paltolu mubassırın ininde, belediye garnizonunda başlar....

Çocuk esirgeme ve astırma yurduna gözlerini açmış sübyan....Ne meteliği var ne adı..Çocuk esirgeme ve astırma yurduna, bir kaşık düşmanı daha....

-Nasıl da çelimsiz ,el sepeti gibi...annesi gibi “zavallı bir sarı at” !

-bırakın da elsepetimi dünya gözüyle son bir kez göreyim...

-...gitmeden önce....

-ah ki “zavallı sarı at” kalıbı dinlendirmeye gitti...
Gamgemisinin sessiz direkleri uzun olur,o direkler, sivil giyimli darağaçlarıdır....Bayan amansız Mann’ın gamgemisine bir kaçak yolcu daha,zavallı elsepeti, miçoluğu göremeden asılacak !/

(KEMALETTİN TUĞCU’DAN HAMİŞ:ARKASI YARIN...) 


                                                                          EFRAİM SOĞAÇ

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

Efraim Soğaç'ın yeni yazısı

22/7/2009 · Kategori: EFRAIM SOGA_

MESKUT BİR SAYHANIN KAYRASI...


       
“yıldızlar ateşböceği sanılmaktan korkmazlar.”

                                                                                         -TAGORE-

Şairlerin şiir diyaloğu, sağırlar diyaloğundan bin beterdir..

Şiirin şüyu’, vukûundan beterdir derler ya; mezardaki servilere manevra yaptıran rüzgârlara nümizmatik şairler,şiirini mezarlıktan kurtaramayanların yazdıkları şiirlere de palendromik şiirler denir...

Eylülîlerin soluğu, sonbaharın gasilhane mubassırları gibi ensemde ...

Bu gasilhane mubassırlarının ufunetinin sinmediği yer yok gibi...

Halbuki şiir, henüz kimsenin gitmediği,gidemediği yerlerden,şairin eve dönme sevinci...

Şairlerin eve dönme sevincini senelerdir kimler dillendiriyor...

Bu hakiki şiiri ben üç evreye ayırıyorum:

1. evre: isyân evresi
2. evre:hüzün evresi
3. evre:”dasein” evresi

Nedir, hüzün evresi en uzun dönemi kapsar....

Gelgelelim, “dasein” evresinde ,mezarlıklarda yankılanan nice-nite şairin şiirleri,meskut bir sayhanın kayrasıdır...

Ele geçmeyen(!) peçeli peçesiz ,vird-i zebân narsistik,mistik şiiri ne tarif eder :

“Sais’deki heykelde pek muammalı olan şu yazıt bulunur: Olmuş olanın hepsi,olanın hepsi,olacak olanın hepsi benim, ve hiçbir ölümlü (şimdiye kadar), peçemi kaldıramadı.”

Halbuki denizyıldızlarına sorsak,muhtemelen,şöyle derlerdi:-Denizlerin bütün balıkları, aynı anda su içse,denizler kurumaz....denizlerin bütün balıkları, aynı anda ağlasa,denizler taşmaz!

Ah ki, yedi deryâlar birbirine küsmüş de ,hiçbir balığın bundan haberi yok...


Efraim Soğaç

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Efraim Soğaç'ın Yeni Yazısı

6/7/2009 · Kategori: EFRAIM SOGA_




DIAMOND CUT DIAMOND !




ŞİİRDE LİBİDO TAPINAKLARI,İSTİNBAT VAKANÜVİSLERİ,İSTİMZAÇ MÜNECCİMLERİ....

 

 

ben ki ömrübillâh at görmemiş nalbant”
Metin Eloğlu


Atın kuyruğundan başka kamçısı,gölgesinden başka dostu olmayan, şiirimizin “uçbeyleri”, şiirdeki libido tapınaklarını, istinbat vakanüvislerini, istimzaç müneccimlerini, yani araya araya bulamadıklarını,sonunda dibinde buldu: Nostradamus'un kehanetlerini, iftiralarını, Notre-Dam’ın Kamburu Quasimodo'ya tahmil ettiler, hem de kâtibiadille :

İpipullah sivri külâh, kambur üstüne kamburlarla yükselen bu şiir piramitini, insafın ve insanlığın cılız ayakları, parçalanmış tabanları daha ne kadar taşıyabilir?

”Kendi kendinin terzisi kambur”ların hüznü yanında, şu kırtipil Atlas’ın sırtında taşıdığı söylenen “dünya”lar kadar yük, hiç kalır...

Şiirdeki libido tapınaklarının rahipleri, istinbat vakanüvisleri, istimzaç müneccimleri, Diderot, Kaderci Jacques kitabında şöyle der:

”Sonunda, büyük bir şatoya vardı;alnacına şu sözler kazınmıştı:Ben kimseye ait değilim ve herkese aidim.Girmeden önce buradaydın.Ayrıldığında da burada kalacaksın.”

Diderot’nun, zaman trapezindeki ters-düz perendelerini, atraksiyon sanan şuara, şiiri, epistomolojik bir akrobasi, yaltaklanma sandı...

Theleme Tekkesindeki “FAYCE QUE VOUDRAS” canımızın çektiği her kapının kilittaşını açan, her şairin arzuladığı, meşhur ve meşum, sihirli “maymuncuk” değildir...

Dahası, edebiyat, çörekçilerle üzümcülerin yeknesak iktidar savaşı hiç değildir...

Şiir yazdığını sanalar, bir kuşun uçması bile üçyüzbin kelimeyledir...

İnanmayan, hangarlardaki uçakların parçalarını, isim isim saysın !

Harut Marut ©ezası:Şiir küplerindeki gül sirkesine, minerva’nın kuşları, adım attırmaz....

                                                                             Efraim Soğaç




 


Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

NÂLET, Efraim Soğaç

5/7/2009 · Kategori: EFRAIM SOGA_

 

 

Kelimelerden stalaktik ve stalagmit imal etmekten başka bir şey bilmeyen bugünün nerkisi'leri sanki bir cezbeyle kendinden geçerek tecessüsü mutlak'ı kucaklamak ister gibi gerçekte ihtiras ve şehvetle altın meyvalara uzanmaktalar.

Belâgat jürileri,"geppetto" tipolojisinin yonttuğu kukla şuara Rimbaud'nun sarhoş gemisinde cennetin haritasını aramayı ne zaman bırakacak ve elindeki kemikleri köpeklere fırlatacak.

Yok,hayır!
Parya veledi batağa, lağıma,süprüntü tenekesine değil de adım adım arşa yükseliyor.
Ne olsa beğenirsiniz? Zekânın hileli labirentlerinde bula bula buldukları kılavuz Virjil.

Kukla şuara global-lokal statükonun bilmem hangi turnikesinde iştahla uzandığı altın meyvaların boyalı kağıttan birer düzmece olduğunu görecek mi dersiniz?
Ne de olsa yeis dilsizdir.

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

SEFİL TEV’İL, ERZEL GRAMER, KELÂM RÜZGÂRININ KIVAMINI HİÇB

25/6/2009 · Kategori: EFRAIM SOGA_

SEFİL TEV’İL, ERZEL GRAMER, KELÂM RÜZGÂRININ KIVAMINI HİÇBİR ZAMAN TUTURAMADI, TUTTURAMAZ.


”(...)kalbini tut gir içeri
kar suyundan çay demledim”

K.Celâl Gözütok, Sanat Olayı Dergisi


Zekânın hileli labirentlerinde, kelimeleri ölesiye tekmeleyen sentaks şairleri, şiirin sırtındaki kendi tekme izlerine uslûp ve özgünlük aryası diyorlar...

”Bakış Kuşu”yla “Bakışsız Bir Kedi Kara” arasındaki hermetik, lirik asimetrilerle vakit öldürmektense, kelâm rüzgârının şimdilik esebildiği ve gidebildiği yerlerden konuşalım:

”Bakış Kuşu”ndan sağılan kuş sütü, “Bakışsız Bir Kedi Kara”ya içirildi...

Edebiyat soframızda bir kuş sütümüz eksikti, o da tamam şimdi...

Mecmualarda kulağımıza çıtlatılan ne kadar emrivaki şiir efsanesi varsa, okur iken de yazar iken de tepemizde gümledi...

Lüks ışıkları altındaki satıp savılan karpuzlar, karatepelilere, katır yumurtası diye okutuldu, yutturuldu, okutuluyor, yutturuluyor, nicedir-nitedir...

Hermetik ve lirik asimetrilerle örülmüş erzel kakışımdaki romanesk tarz, sentaks sultası, kelime fetişizmi, şiiri öyle bir yerden kırdı ki, şiir deyince artık şiiri anlamıyoruz...

Fethi Naci, henüz talebeyken, lüks ışıkları altında, babasının kesmece sergisindeki karpuzları, kalemle değil, bıçakla, nasıl satıp savdığını anlatır...

Fethi Naci, şiirden çok romana meyyaldir...

Bu yazıyı da, sıfırın ihtira beratına haiz, sıfırın mucidi Aryabhatta var ya, işte onu mevzubahis yapan, imkânlı bir bir masala ne dersiniz, hem hermetik, hem lirik intaç:

”Aryabhatta büyürken hayal ürünü Hint hikâyeleri ile aşinalık kazandı. Bunlardan en çok sevdiği bir tanesi, onun sayılara duyduğu ilgiyi harekete geçirmiş olabilir. Efsaneye göre, bir gün Gautama (Buda) Prens Dantapani’den evlenmek için kızını istemiş. Öyle çok genç aynı istekte bulunmuş ki, sonunda Dandapani yazmada, güreşte, okçulukta, koşmada ve yüzmede bir dizi yarışma düzenlenmiş.Buda her birinde galip gelmiş.

En sonunda sıra aritmetik yarışmasına gelmiş. Büyük bir matematikçi Buda’ya sormaya başlamış:

” Koti’den büyük sayılar yüzer yüzer nasıl devam eder?”(Bir aritmetik kitabına göre koti, yüz kere yüz olan bin’dir).

Buda bu sual için hazırlıklıymış. “Yüz koti’ye ayuta denir, yüz ayuta’ya niyuta, yüz niyuta’ya kankara,yüz kankara’ya vivara,....denir.”

Buda hiç ara vermeden yirmi üç basamağa kadar ezberden söylemiş. Sonunda,soluk almak için ara vermiş, “dizinin sonuna gelmiş bulunuyorum.” demiş. “Bununla beraber , sekiz tane daha benzer dizi vardır.”

Beklendiği gibi, Buda’nın sayılar hakkındaki bu olağanüstü bilgisi ona istediği evliliği getirmiş.”

O gün bu gündür,sefil tev’il, erzel gramer, kelâm rüzgârının kıvamını hiçbir zaman tutturamadı, tutturamaz...


                                                               Efraim Soğaç

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Eleştirmenler Loncasındaki

21/6/2009 · Kategori: EFRAIM SOGA_






ELEŞTİRMENLER LONCASINDAKİ “GEPPETTO” TİPOLOJİSİNİN YONTTUĞU KUKLA ŞUARA...


                  ”sidik köpürür,atın da olsa,padişahın da....”
                                                      Metin Eloğlu

1./

Laisistler kadar mistik, islamistler kadar seküler meşhur mütebahhir şairlerimizden İsmet Özel şöyle buyurmuş: “Taşları yemek yasak !”
Şu da var: Bu ölülere konmuş bir yasak mı, dirilere konmuş bir yasak mı?

Nedir,şuara tabutlarını semt pazarlarında yuhalatan, teneşir tahtasıyla, kendi kurduğu şiir tezgâhlarını sittin senedir birbirine karıştıran, Dylan Thomas mistizmi ile Ahmed Arif sekülerizmi arasında, önünde bulduğu ve yuvarladığı hezeyan yumağını şiir sanan, bu yumağı da oynadıkça dolaştıran, bıçkın şairlerimizdendir: Karıncalara kalk düğüne gidelim derken, uçurumun kıyısındakilerle, uluorta kalça edebiyatı yapmaktan kaçınmaz.

Şili’nin şirin mi şirin belâgat jürileri, bıçkın mı bıçkın Özel şiirini taltif edince, üstündeki bütün poetik yerli hilatları, siyasetin çıkmaz sokaklarına fırlatan mütebahhir şair...

Ceset edebiyatı yapmayı sever, kendi şiiri uyarınca, kendi cesedini dişler, hatta kendi koyduğu yasağa rağmen, diriyken  “taşları dişler”

Şiir-ona göre-mandaları gütmeye yarayan üvendire’dir...

Nesirlerinde ve şiirlerinde, üvendireli şuaraya ‘itimat telkin eder’!

Cemil Meriç haklı, Türkçesi bodur... sekinetten çok ,insanın belleğini üvendireyle dürten meskenet, belli başlı “Özel”liği...

Yetmişlerde tanıdığı Özel’in tüzel yüzünü yakalamak için, Ece Ayhan otuz yıl pusuya yatmış, beklemiş...

Omuzlarının üstündeki yığınla yüzü, hiç utanmadan nasıl gezdirir insan...

Eleştirmenler loncasındaki “geppetto” tipolojisinin yonttuğu kukla şuara... dayattığınız musallat “kanon”lar, aşkın kanunu da değil, şiirin kanunu da...


EFRAİM SOĞAÇ







Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Postmodern Matbuatın aforoz ettiği nâ-kitap şairlerin modern mec

17/6/2009 · Kategori: EFRAIM SOGA_

POSTMODERN MATBUATIN AFOROZ ETTİĞİ NÂ-KİTAP ŞAİRLERİN MODERN MECMUALARDA DERCEDİLEN ŞİİRLERİNE MEDHAL...

 

”hiç birbirine çarpan kuş gördün mü havada.
 ama insanoğluna gelince

 üstelik yerde neler olduğunu
 biliyorsun?”
                
ece ayhan
                  morötesi requiem,1997

 

Yahya Kemal, şiir kitabı dercetmekten kayd-ı hayat imtina etmiş,ama bu onun,hayattayken kitap çıkarmayan na-kitap şuaradan olduğu anlamına gelmiyor...Çünkü en son yazdığı şiir, entelijensiya mahfillerindeki han-ı yağma sofralarına daima yıldırım gibi avazla ve yazıyla düşer, sonra da şiir müptelâlarının cengaver cönk defterlerinde temize çekilirmiş...Bu entelijensiya mahfillerindeki şiir müezzinleri, Yahya Kemal şiirini, öyle bir tedavüle sokuyorlar ki,o şiir, merkez bankasının büyük kupürlü banknotları gibi itibar görüyor...hatta yüksek kupürlü bu şiiri, sorgusuz sualsiz deftere temize çekmek türünden masumane kalpazanlıklar da teşvik ediliyor... Pekiyi Yahya Kemal’in bu yüksek kupürlü şiir-para balyalarına kitap diyebilir miyiz...Bu şiiri temize çekenlerin de, avazla okuyanların da,devlet tahvillerindeki kuponlarla geçinir gibi, bu şiirlerle geçinmeleri...hatta bu şiirlere şirketlerin verdikleri temettü de eklenince... İstanbul’a tepeden bakarak,İstanbul’u tepeleyen belediye garnizonlarının profili de ortaya çıkmıyor mu ?

Diyeceksiniz ki Nâzım Hikmet,kitap dercetti de ne oldu,Nâzım’ın legal mirasyedileri,bir bankaya ait yayınevinde oluşturulan mevduat hesabına, Nâzım’ın bütün eserlerini yatırdılar,faizlerini çatır çatır yiyorlar...Hatta bu bankanın kumbara hesabında, mezara kadar götürelecek bir sırla hem de, Nâzım’ın vatandaşlığı biriktirildi, kumbara parlamentoda açılınca, Nâzım ,vatandaşlığa kabul edildi...

Şiir-para balyaları...şiir-para kumbaraları:Gelsin belediye mazbatalı poesiumlar,gitsin siyasetten nasihatten mütevellit poetik vertigolar!

Global -lokal statükonun her turnikesini açan, siyaset denen akıllı bilet var ya,dijital,doldur doldur harca !

Şiir:Mahpeyker’in Dilâşup’a içirdiği şehvet şurubu;Aydın Valisi İzzettin Bey’in cenaze alayındaki düvel-i muazammanın yerli yersiz megiddo tantunisi!Nasıl da bildiniz,tamam,İzzettin bey, Chopen’in arapsaçı marşıyla gömülecek...

Davul tozunu süngü yapıp, sadrazam seçenler,seçilenler, yani esatirin üç başlı kuduz köpekleri, ceberuslar, şiir diye diye, sonunda kendi başlarını yedi...

Yahya Kemal’e birinci yeni,Nâzım Hikmet’e ikinci yeni dersek,modern Türk şiiri,bir ileri,bir geri gitmiş hep...buna ne ilerlemek denir,ne gerilemek denir,ne durmak denir,üçünden de daha beter bir durum...

Hiç kitap bastır(a)mayan şairler yerinmesin, kitap üstüne kitap bastıran şairler de sevinmesin...

Şiirden anladığınız buysa, kaçıncı yeni olursa olsun,sivil olsun,olmasın,ben yokum...

Şiirsemek fiilinin, müfret gaip muzari sıygası yoktur...

Şiirsemek öyle bir küğmektir ki,erguvanî bir tevarüd, siz dinleseniz de, dinlemeseniz de, muttasıl ölümü anlatır !

Kitaplardan,mecmualardan münekkidlerin söktüğü ıskarta şiirler, kadrininizi seng-i musallada bilmeyüp,ilhama güpegündüz mezar kazdılar....

İlham, herkese mezar kazar amma, ilhama mezar kazılmaz...

-İlham,ölümdür...

                                                                     EFRAİM 
 SOĞAÇ

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!